Cartel’in Kabus’u döndü

Işıl CİNMEN
Fotoğraf: Uğur UÇAN
YENİ YÜZYIL P

Cihangir’in en cool mekanlarından Mini Müzikholl’e Kabus Kerim dinlemeye gittim. Net söyleyeyim, 17 yaşından beri gece çıkarım hiç bu kadar ilginç bir ortam görmedim. İçeri girdiğimde toplum nezdinde ‘marjinal görünümlü bir grup’ diye tanımlanacak yüzden fazla kişi, ‘Kara Üzüm Habbesi’ni ezbere söyleyerek kendinden geçiyordu. 
Önce “Galiba halay çekmemiz gerekecek” diye düşünüp kendi kendime sırıttım.
Sonra sağıma bir baktım, baştan aşağı dövmeleri olan bir grup zaten halay çekiyordu. 
Pikabın başında Kabus, Anadolu Saykodelik çalıyordu…
15 dakika sonra ben de halaycılara karışmış, Kabus Kerim’i ellerim patlarcasına alkışlıyordum.
Kolay mı?
Sen Manisa’nın bağrından çık…
Nünberg’in sokaklarında büyü… 
Tarihteki ilk Türkçe rap’in babalarından ol…
Cartel’le ülkeyi birbirine kat…
Sonra aradan 20 yıl geçsin “Gel gel gel Cartel’e gel Cartel’dekiler kan kardeşler” diye bağırarak büyüttüğün aykırı çocukları, Barış Manço’yla, Ferdi Tayfur’la kendi tarzında buluştur.

Ekşi Sözlük’te biri Kabus için şöyle yazmış: Bir insan kendi çocukluğunu, ondan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın ancak bu kadar sahiplenebilirdi. Doğduğu fakat büyüyemediği coğrafyanın, karakterine nakış nakıl işlediği motifleri yaptığı müzikte görüyorsunuz.

İşte bu yüzden bu kadar sadakatle seviliyor.
Bir de konuşurken bazen gözleri doluyor. O kabus gibi sert görüntüsünün altındaki yumuşacık varlığı gözlerinden süzülüyor. 
Karşınızda, hayatı Mart’ta yayınlanacak bir belgesele konu olan Kerim Yüzer, nam-ı diğer Kabus Kerim!

Neden bilmiyorum ama “Yaşadığın en üzücü olay neydi?” diye başlamak istiyorum.
Doğumumla mı başlayalım yani? Annem 6 aylıkken beni bırakıp, Almanya’ya gitmiş. Annemi ve babamı 6 yaşına kadar hiç görmedim. 13 yaşındayken de ayrıldılar ve babamı son görüşüm oydu. 2 yıl önce vefat ettiği haberi geldi. Geç öğrendiğim için cenazeye gidemedim, mezarının nerede olduğunu bilmiyorum.

Kim büyüttü seni?
Anneannem ve dedem. Annemden nadiren bahsedilirdi. Dedemi çok severdim, koşulsuz sevgiyi dedemden gördüm.

TAM BİR PROBLEM ÇOCUKTUM

Annenle ilk karşılaşmanı anlatır mısın?
6 yaşındaydım. Yaz tatilinde Türkiye’ye izne gelmişlerdi. “Annen gelmiş” dediklerinde “Aaa Sevinç Teyze mi gelmiş?” demişim. Onu üzmek için bilinçli mi yaptım acaba… 8 yaşındayken beni Almanya’ya gönderdiler. 12 Eylül darbesi olmuştu, 14 Eylül’de yalnız başıma Almanya’ya uçtum.

Uyum sağlaman zor oldu mu?
Sevilmediğimi ve istenmediğimi düşünüyordum. Benden bıksınlar, beni dedemin yanına geri göndersinler diye aklına gelebilecek her türlü haylazlığı yaptım. Tam bir problem çocuktum ama göndermediler.

HARCADIĞIMIZ PARANIN HESABI YOKTU

Ne tür haylazlıklar?
18’ime kadar arkadaşlarımla Goodfellas’daki (Sıkı Dostlar) gibi bir hayatımız oldu.

Gangster miydiniz yani!
Hahaha mahallenin kardeşi, ağabeyiydik. 18’imde takım elbise ve bastonla geziyordum. Büyüklerden gördüğümüz bir raconumuz vardı. Kimseye zarar gelmesini istemezdik, birbirimizi de korurduk. Patlıcan renkli Porsche’umuz vardı, hepimizin arabasıydı. Harcadığımız paranın haddi hesabı yoktu, muhasebecimiz de vardı.

Cartel’den alıntıyla sormak istiyorum: Nereden geldi bu para?
O zaman cevap geliyor: “En iyisi sorma!” Robin Hood gibi bir durum vardı. Soygunu şirketlere yapardık. Ve bir gün polis, mahalle çetemizi patlattı.

Hapse mi girdiniz?
En büyük olan arkadaşımız tüm suçları üstlendi. 5 yıl hapiste yattı, sonra Türkiye’ye sürüldü.

POLİS SAYESİNDE MÜZİK 

Polis peşinizi bıraktı mı?
Devlet, psikolojik danışmanlar gönderdi. “Kendinize başka uğraşlar seçin. Size imkan sağlamak istiyoruz” dediler.

Ne seçtin?
Müzik. Olay böyle başladı.

Polis baskını sayesinde müziğe başladın yani, müthiş bir hikaye!
DJ’lik şimdiki gibi değildi. Plak temizleyerek başladım, çıraklıktan yetiştim. Bir gün arkasında çalıştığım DJ gelemedi, onun yerine çaldım. Bir daha da bırakmadım.

Alper Ağa’yla ne zaman tanıştın?
1991’de. Alper, King Size Terror diye bir gruptaydı. Oradan Perulu bir elemanı tanıyordum. Bir gün bana “Alper Türkçe rap yaptı” dedi. Şok oldum çünkü henüz Türkçe rap diye bir şey yoktu. Dinlediğimde tüylerim diken diken oldu. Tanıştık ve ortaya Karakan çıktı. 1994’te Cartel birleşti ve Alman piyasasına girdi.

ÜNLÜ OLDUĞUMUZU FABRİKADA ÖĞRENDİM

Türkiye’de ünlü olduğunuzu anladığın anı hatırlıyor musun?
O zamanlar kağıt fabrikasında çalışıyordum. Bir gün çalışırken Türkiye’den telefon geldi: “1 numara oldunuz. Turneye çıkıyorsunuz” diye… Telefonu kapattım ve işten çıkışımı aldım.

Ben o zaman 10 yaşındaydım, Cartel’in Almanca sözlerini bile ezberlemiştim. Annem sizi çok sevdiğim için endişeleniyordu, faşist olduğunuzu düşünüyordu. 
Evet, Türkiye’de bizi aşırı milliyetçi gibi gördüler. Ama Türk bayrağıyla çıkmak illa faşistlik değil ki… Alman müzik marketlerine ilk defa Türkçe albüm girmişti. Alman müzik dergilerinde hakkımızda yazılar çıkıyordu. MTV bizi yayınlıyordu. İstiyorduk ki herkes Türkiye’den olduğumuzu anlasın, Türkiye’de de rap yapıldığını bilsin. Bu bizim içinköklerimize sarılmaktı.

NAM-I DİĞER SAPIK MANİSALI

Neden sana ‘Sapık Manisalı’ ve ‘Kabus Kerim’ diyorlar?
Sahnede aşırı enerjiktim, kafamdan aşağı buzlu su dökerdim. Beni tanımasan, sahnede görsen yanıma yaklaşmaktan korkarsın. Arkadaşlarım “Kabus gibisin” diyorlardı. Kabus ve Sapık Manisalı sahnedeki performansımdan çıktı. Ama sahneden inince dünya tatlısı bir insana dönüşüyorum.

Birilerini dövüyor muydun?
Yok, ben konuşarak çözerdim. Bakışlarım yeterdi. “Rahat dur, bizimle uğraşma” derdim, olay biterdi.

DUYGUSAL BİR KABUS

Annene hediye olarak “Anneme Funk” diye bir albüm yaptın. Onu nasıl affettin?
Ağır bir açık kalp ameliyatı geçirmişti. Onu öyle görünce, ne kadar kırgınlığım varsa o an yok oldu. Elimden bir şey gelmiyordu, ben de onun zamanının şarkılarından mix yapmaya karar verdim. Dinlesin de iyileşsin diye, iyileşti de… Kapağında kız kardeşimle benim çocukluk fotoğrafımız vardı. Görünce ağladı. Onu seviyorum… Daha iyisini bilseydi, onu yapardı.

14 yaşında bir oğlun var, Teoman. Nasıl bir baba oldun?
Oğlumu kucağıma aldığım zaman anneme “Beni nasıl bırakabildin” dedim. Senden bir parça doğuyor; dünyadaki hiçbir şey onun yerine konulamaz, ne para, ne başka bir şey… Ben oğlumu iki hafta görmezsem kafayı yiyorum, ona kendi hayal ettiğim babayı vermeye çalıştım. Başardım galiba.

Sen duygusal bir adam mısın?
Dışı sert görünen çoğu insan öyledir.

HAYATI BELGESEL OLUYOR

Yaşam öykünün belgeseli çekiliyor. Adı ne oldu? 
‘Uzun İnce Bir Yol’ adı, Redbull’la birlikte yapıyoruz. Teklif ilk geldiğinde çok heyecanlandım, çok da güzel oldu. Mart’ta beş bölüm halinde yayınlanacak. Müzikal olayların yanı sıra bir kök arama hikayesini anlatıyor.

Manisa’ya da gidildi mi?
Gidilmez olur mu? Manisa’da annem babam yoktu belki ama tüm mahalle ailem gibiydi. Beni ben yapan özelliklerimi orada edindim. Öyle sağlam köklerim olmasaydı kötü yerlerde olurdum.

BARIŞ MANÇO HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ

Tek dövmen var o da Barış Manço. ‘Barış Manço hayatımı değiştirdi’ diye bir gece düzenledin, 2 Ocak’ta onun doğum gününde. Neden bu kadar etkiliyor seni?

Rap’e başlamadan önce soul ve funk çalıyordum. Alper’le Miles Davis’ın eserlerinin üzerine rap yapmıştık. Zenci rap’çiler dinleyince “Kendi köklerinize neden inmiyorsunuz” dediler. “Hass*ktir lan! Neden olmasın” diye dank etti. Köklerimize bir baktık… Babalar gibi Barış Ağabey vardı. Dinliyorduk zaten ama rap’le sentezlemeyi düşünmemiştik. Barış Manço’nun bütün şarkılarını emmeye başladık.

Barış Manço bunu biliyor muydu?

Evet. Beraber sahneye de çıktık. Rahmetli Barış Manço’yla Berlin’de efsane bir konserimiz oldu. Bizi yaptığımız işten dolayı tebrik etti, iltifatların en büyüğüydü.

MARJİNAL HALAY

İstanbul’a ne kadar da bir geliyorsun?

İki ayda bir gelmeye çalışıyorum. Mini Müzikholl ve Babylon’da çalıyorum. Babylon’daki Barış Manço gecesinde Doğukan ve Batıkan da (Manço) sahnedeydi. Yüzlerce kişi kapıdan döndü. Ortalık yıkılıyordu. Dışımız nereden olursa olsun, içimiz buralı. Bunu kabul edince bütün o kasıntılık gidiyor, dövmeleriyle halay bile çekiyorlar.

Ekşi Sözlük’te groupie’lerin olduğu yazıyor. Var mı?

Hahaha. Onu ben de okudum ama neredeler bilmiyorum. İşime aşığım, istediğim şeyi yapıyorum; gerisini görmüyorum.

ÜÇ AY MANASTIRDA KALDIM

42 yıllık hayatından ne öğrendin?

1.5 yıl önce geçirdiğim kalp krizinde hayatın çok kısa olduğu ve her an bitebileceği bilgisini tam olarak kavradım ve çok şey değişti. 2009’da da “keşke” dememeyi ve plan yapmamayı öğrendim. 

Ne oldu 2009’da?
Kriz vardı, her şeyimi kaybettim. Hiç kimseden yardım istemedim, kendimi dışarıya attım, dağıldım. “Öleceksem de öleyim” dedim. Bir arkadaşım beni Almanya’da bir dağın tepesinde Budist manastırına götürdü ve orada bıraktı. İçki, sigara, her şey yasaktı. Meditasyonun ne olduğunu orada öğrendim. Üç ay kaldım ve farklı bir bakış açısı kazandım.

Çok fazla zorluk yaşamışsın. Geriye baktığında bütün hayatın için teşekkür edebilir misin?

Gönül rahatlığıyla hayata teşekkür ederim. Evet, hayatım kısa bir Emrah filmi gibi ama ben o kadar dramatik görmüyorum.  Hayatı ancak kişinin kendisi karartır; bulut olunca ışığın var olduğunu unutuyoruz ama ışık hep vardır.

Nasıl ölmek istersin?

Belgesel de yapıldı ya… Ölüm düşüncesi bana ağır gelmeye başladı.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir