Sinema ve fotoğraf aynı aileye mensup

İRAN sinemasının başarılı yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı Abbas Kiarostami, Türkiye’de bugüne kadar açılmış en kapsamlı sergisiyle Ankaralı sanatseverlerle buluştu. CernModern’deki sergide, sanatçının ilk kez sergilenen büyük ölçekli 43 fotoğraf çalışmasının yanı sıra video işleri de yer alıyor.

Kiarostami ile son günlerde yaşanan Suudi Arabistan – İran gerginliğini, sanatını, dijital teknolojiyle ilişkisini, sinema ve fotoğrafçılığa bakış açısını konuştuk. ‘Fotoğraf sessiz bir filmdir’ Sinema ve fotoğraf sanatçılığının yanı sıra şair, ressam, çizer ve grafik tasarımcı olarak da birçok işe imza atan Kiarostami, kendisini en çok ait hissettiği mesleğin fotoğrafçılık olduğunu söyledi.

Bir sinemacı olarak sinema ve fotoğraf arasındaki ilişkiye yönelik bakış açısını ise şöyle anlattı: “Her fotoğraf aslında sessiz bir film. Önce fotoğraf vardı, sonra hareketlenen ve sinemaya dönüşen fotoğraf. Sinema ve fotoğraf aynı ailedendir. Fotoğraf sinemanın bir parçası, sinema fotoğrafın devamıdır. Sinema açık şekilde bir hikâye anlatır.

Fotoğraf ise daha sanatsal bir üretimdir. İnsanın zihnindekini ve görüntüyü birleştirir, yorumu izleyiciye bırakır. Bu da sinemayla fotoğraf arasındaki farktır.” Dijital teknoloji kurtarıcı Gerek film, gerekse fotoğraflarında sıkça dijital teknolojiyi kullanan İranlı sanatçı dijital teknolojileri kurtarıcı meleği olarak gördüğünü söyledi.

Dijital teknolojilerin kamera ve doğayla iletişimini daha da güçlendirdiğini söyleyen Kiarostami, “Hayal gücümü daha geniş hale getirdi ve herhangi bir konu, imge artık benim için erişilebilir oldu. Dijital fotoğrafçılık sermayeye çok da bağımlı değil ve bu nedenle daha bağımsız. Bence bu imkanı olmayan ama yetenekli gençlere sunulan bir hediye” diye konuştu.

‘Mezhepsel değil siyasal’ Özellikle Ortadoğu’da yaşanan gerginliklere rağmen sanatını sürdürmek konusunda büyük bir istikrar gösteren İranlı sanatçı, “Bence yapabileceğimiz tek şey, sanatla, şiirlerle, çocuklar gibi dünyamızı renklendirmek, kendimizi eğlendirmek ve dünyamızı güzelleştirmek” diyerek sanatın iyileştirici etkisinden bahsetti. Suudi Arabistan ve İran gerginliğiyle alakalı olarak da bunun mezhepsel değil siyasal bir gerginlik olduğuna değindi.

Çocuklar 18’inden sonra ‘biz’e dönüşüyor

Öncesinde ağırlıklı olarak reklam filmleri üzerine çalışan, 1969’da Tahran’daki Çocukların ve Gençlerin Entelektüel Gelişimi Enstitüsü’nde bir film yapımı bölümü kurulmasına yardımcı olan Kiarostami, sinemasının en belirgin özelliklerinden biri olan çocuk kahramanlar kullanmasıyla ilgili olarak, “Çocuklardan çok şey öğrendim. Çünkü onlar yaşamayı çok iyi biliyor. Fakat 18 yaşını doldurduktan sonra sorumluluklar ve kurallar yüzünden bize dönüşüyorlar” ifadelerini kullandı.

 

Tuğçe Köksal




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir