‘Sosyal yönünüz eksikse manzara fotoğrafı çekin’

Aslı Öztürk
YENİ YÜZYIL

Mehmet Turgut’un, Le Meridien Istanbul Etiler’in “IstanbulNow!” projesi kapsamında, 12 farklı destinasyonda çektiği fotoğraflardan oluşan sergisi geçen hafta açıldı. Sergi öncesinde sosyal medya üzerinden bir de yarışma düzenlendi. Yarışma kapsamında katılımcılar Kanlıca, Üsküdar, Kadıköy, Sarıyer, Ortaköy, Karaköy, Eminönü, Beşiktaş, Beyoğlu, Maslak, Samatya, Bakırköy semtlerinde çektikleri fotoğrafları Mehmet Turgut’la paylaştı. Sergide katılımcıların dereceye giren İstanbul fotoğrafları da yer alıyor. Mehmet Turgut’la İstanbul sokaklarında yaşadıklarını ve fotoğrafçılığı konuştuk. 

Son dönemin İstanbul’u fotoğraf çekmek için elverişli bir şehir mi?

Siz gelmeden önce arkadaşlarla onu konuşuyorduk. Ara Güler’in ne kadar şanslı olduğundan, fotoğraf çekmek için ne kadar doğru zamanda doğduğundan bahsettik. Biz İstanbul’un güzel fotoğraflarını çekebilmek için çok şansız bir dönemdeyiz. Çünkü şehir hem nüfus hem de kentleşme olarak kendini aşmış durumda. Doğru grafik çizgileri yakalamak, sade, minimal fotoğrafı çekebilmek iyice güçleşti.

İstanbul’un çekilmedik yeri kalmadı. Daha özgün bir fotoğraf çekmek için nereler tercih edilebilir?

Ara Güler “Birisi İstanbul’a bir iyilik yapmak istiyorsa gidip Kız Kulesi’ni yıksın” demiş. Bu şehirde farklı fotoğraflar çekebilmek için insanlara yönelmek lazım. Mekânla birlikte insanların hayatlarını çekerseniz eğer farklı şeyler elde edersiniz. 

Siz ‘İstanbul Now’ projesi için çektiğiniz fotoğraflarda ideal kareleri yakalayabildiniz mi?

Elimden geldiğince bunu yapmaya çalıştım. Mesela Galata Kulesi’nin çekilmedik açısı kalmamıştı. Bu yüzden kuleyi drone’la çekmek zorunda kaldık. Şirketimdeki drone operatörleri ile yükseldik ve “biraz sağa, biraz sola” derken güzel bir kare yakaladık.

Biraz önce “İnsanları çekmek lazım” demiştiniz. O açıdan nasıl bir çeşitlilik var burada?

 Geçen hafta Vietnam ve Kamboçya’daydım. Ondan önce Afrika’daydım. Şimdi bu tarz ülkelerdeki insanların tipleri birbirlerine çok benziyor. Bir süre sonra “Sürekli aynı şeyi çekiyorum” hissiyatına kapılıyorsunuz. Oysa İstanbul’da insanların nasıl yaşadığını, ne kadar farklı hayatlar sürdüğünü ve birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını fotoğraflamak istiyorsanız bunun için sonsuz malzeme var. Bir yabancı fotoğrafçının malzeme çeşitliliği açısından sevinçten çıldırabileceği bir şehir hatta…

İnsanları çekerken onlarla diyalog kurabilmek de önemli değil mi?

Tabii, mesela Tahtakale’deki esnafın fotoğrafını çektim. Çekimden sonra bırakmadılar beni. “İlle kahve içeceğiz” dediler. Önemli olan fotoğrafını çektiğin insanla bir bağ kurabilmek… Bunu yapabilen kişi bu işi yapabiliyordur. Sosyal tarafınız yoksa insanlarla ilişki kuramıyorsanız manzara fotoğrafı çekmeniz daha isabetli olacaktır. 

Serginin çekimleri ne kadar sürdü?

Yaklaşık altı hafta çalıştım. Önce bir keşif süreci yaşadım. Bütün lokasyonlara gidip gözlemledim. E hava şartlarını da gözetmek zorunda kaldım. Mesela Maslak fotoğrafını sisli bir havada çekmek istiyordum. Sabah saatlerinde oraya gidip doğru atmosferi yakalamaya çalıştım.

Siz bu projede biraz daha klasik İstanbul fotoğrafları çekmeyi tercih etmişsiniz.

Zaten amacımız İstanbul’u farklı bir şekilde çekmek değil, İstanbulluları buraya çekmekti. 

Stüdyodan sonra sokaklara çıkıp çalışmak değişik geldi mi?

Gazeteci, belgeselci ya da sokak fotoğrafçısı değilim. Stüdyomda sanatçılarla, yazarlarla çalışmak benim için otomatik vites araba kullanmak gibi bir şey. İstanbul’un sokaklarına çıkmak ilginç bir deneyim oldu. 

Ne farkı var teknik olarak?

Işık değişiyor, atmosfer değişiyor. Dışarıda çalışırken birçok farklı ekipman kullanmak gerekiyor. Sokakta çalışırken daha büyük bir mücadele var. Bir konsept ve kurgu fotoğrafı çekerken sonunun nasıl olacağını önceden kestirebiliyorum. Burada öyle bir şey yoktu. Alışkın olmadığım bir lens gözü vardı mesela. Ama sonunda alnımın akıyla çıktım diye düşünüyorum. 

Sergi için sosyal medyada yarışma da düzenlenmiş…

Her hafta iki farklı destinasyonu açıklayarak takipçilerden bu semtleri en iyi anlatan fotoğraf karelerini paylaşmalarını istedik. 440 tane fotoğraf  geldi. Kerem Ayırtman ve Sabine Dorn Ağlagül ile oluşturduğumuz jüriyle dereceye giren 12 fotoğrafı belirledik. Sonra da kazananların portrelerini çektim. 

İlk 12’yi neye göre belirlediniz?

Jürinin belli kıstasları vardır; fotografik olarak doğru çekilmiş olması, konuyla ilişkili olması ve en sonunda da ne kadar estetik olup olmadığı kriteri devreye giriyor. Biz de bunları değerlendirerek seçtik.

‘Kenya’da çalışırken benim bile içim burkuldu’

Geçtiğimiz haftalarda “1 Paket=Hayat Kurtaran 1 Aşı” Kampanyası için Kenya’daydınız. Orada çektiğiniz fotoğraflarla “1 Hayat Diliyoruz” sergisini açtınız. Neler yaptınız orada?

Tuba Ünsal ile birlikte bu projede yer almamız istendi. Biz de kabul ettik tabii ki. Afrika’da her 11 dakikada bir bebek hayatını kaybediyor. Biz orada olduğumuz sürece altı bine yakın bebek aşılandı. Şuanda da devam ediyor. Onların hayatını kurtarabilmek adına bir şeyler yapabildiğimiz için çok mutluyum.

Orada mağduriyet içinde olan kadın ve çocukları fotoğraflamak bir duygu değişikliği yarattı mı sizde?

Sonuçta ben profesyonelim. İşimle duygularımı karıştırıp, demoralize olan bir karakter değilim. Ona rağmen orada çalışırken içim burkuldu. Şartlar inanılmaz kötüydü.

Poz veren biriyle, bir kişinin mağduriyetini çekmek arasında bir fark var mı sizin için?

Oradaki anne ve bebekler de mağdur olmuş gibi poz vermiyorlardı. Ben orada yine portre çalıştım, onlara da o gözle baktım. Sonuçta bana bile bir anda fotoğraf makinesi yöneltildiğinde ilk görüşte tedirginlik yaşıyorum.

‘Resim yapamayan bir ressamım’

 Her sanat birbirinden beslenir. Fotoğrafın neden beslendiğini düşünüyorsunuz?

Dönemin yeteneksiz sanatçıları iyi resim yapamadıkları için fotoğrafı kullanırlar. Aslında biz de iyi resim yapamayan ressamlarız. Fotoğrafın bir sanat olduğunu düşünmüyorum.

Fakat fotoğrafın güçlenmesi resimde tekniğin önemini yitirmesine sebep oldu. Nasıl sanat olmaz?

Fotoğraf çekme eylemi herkesin yapabileceği bir şeydir. Çünkü fotoğraf makinesi içinde kullanma kılavuzu olan, mekanik bir alettir. Hiç fotoğraf bilmeyen birisini altı ayda eğitebilirim. Fakat tabii bu, o kişiyi özel yapmaz. Önemli olan fikri ve algıda seçiciliği üst düzeyde olan kişilerin yarattığı fark… Tabii bir de ilk olabilmek. Düşünsenize ilk kürdanı bulan adam da çok önemli bir iş yapmıştır ve tabii çok zengin olmuştur.

Siz yaptığınız işlerde ‘ilk’ olabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Hayatım boyunca hep onu kovaladım. Mesela televizyonda fotoğraf konuşmak çok sıkıcıdır. Bunu eğlenceli hale getirmek istedim. Herkese sanki üç yaşındalarmış gibi basit ve eğlenceli anlattım. İnsanlara makyajlar yapıp fotoğraflarını çekiyorum. Her bölüm dekor değişiyor. Böyle bir şey dünyada yok.

 

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir