‘Afrikalı liderlerin küresel ‘hukuk savaşı’

Toby Cadman
AL JAZEERA

E SKI bir deyiş vardır, “binalar insanlara hizmetinde olmalı, insanlar binaların değil”. Mahkemenin biraz daha kurumsallaşması mülkiyet edinesi sürekliliği çağrıştırabilir ancak UCM’yi 2016 yılında beklenenden çok daha farklı bir gelecek bekliyor. İşin aslı mahkeme hala amacını belirlemeye arayışındaki bir yapı olarak duruyor. Dünyanın dört bir yanını savaşlar sarmışken, adil bir uluslararası hukuk sistemine– adalet dağıtabilecek işlevselliğe sahip olan – her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var. Ancak, soruşturmaların pervasızca belirli politik ajandalara sahip dışarıdan STK’lara havale edilmesi ve sağlıklı kovuşturmalar üzerindeki aleniyet gölgesi ve Mahkeme’nin Avrupalı fon sağlayıcılar tarafından küresel nüfuzlarını muhafaza etme amacı doğrultusunda kullanılıyor olması, uzun vadede UCM’nin geleceğini riske atmaktadır. Mahkemenin içinde bulunduğu bu kötü durumun sorumluluğu büyük oranda kuruluşun başsavcısı Luis Moreno-Ocampo’dadır. Ocampo, herşeyin üzerinde, UCM’nin – ve kendi görevinin – uluslararasında tanınması, reklamının yapılması peşinde oldu. Ancak bu meşruiyet kazanma ve dikkat çekme arayışı sürecinde mahkemenin güvenilirliğini baltaladı. Defalarca, davalar büyük tantanalar eşliğinde açıldı – bir türlü gerçek bir yargılamanın başlayamadığı mevcut Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir davası gibi. Mahkemenin işleyişinin, sistemlerin geliştirilmesinin – savcılık ve tahkikat sistemleri – ve kurbanlar için adalet arayışının ön planda olması beklenirken, haber manşetleri daha çok ilgi odağı oldu.

Dünyanın ilk daimi küresel mahkemesi 2015’te geçici yerleşkesinden taşınıp amacına uygun inşa edilmiş yeni binalarına yerleşti.

JEO-POLİTİK NÜFUZ

Ancak bu berbat miras, yalnızca tanınırlık saplantısından değil soruşturmalar sürecinde tanık ifadelerinin alınması işinin büyük ölçüde dışarıdan STK’lara havale edilmesinden kaynaklanıyor. Bu alanda profesyonel yetkinliğe sahip çok az kuruluşun olması, davaların politik eksenli hayır derneklerinin ve kar amacı gütmeyen kuruluşların elde ettiği tanık ifadelerine dayalı olarak açılmasına yol açtı. Çok fazla davada tanıkların fikrini değiştirdiği, yalan yere yemin ettikleri ya da tanıklıktan çekildikleri görüldü, bu da davaların düşmesiyle ya da geri çekilmesiyle sonuçlandı. UCM’nin tanıklardan ifadelerini alan STK’ların delil toplamakla yükümlü olmaları politik liderlere muhalif olmaları soru işaretine yol açıyor. Bağışlara doymuş olan bu STK’lar aleyhlerinde delil toplamakla yükümlü oldukları politik liderlerle aleni biçimde muhalefet edebiliyorlar.

Bu, Avrupalı ülkelerin gelişmekte olan dünyada iktidardan düşürmek istedikleri liderlere karşı UCM’ye taşıdıkları iddiaların reddedilmesini de güçleştiren bir durumdu. Kabul edelim ki, Batılı devletler UCM’nin bir jeopolitik nüfuz kaynağı olma ihtimalini hiç gizlemediler. Dahası, mahkeme ilk kurulduğunda, eski İngiltere Dışişleri Bakanı Robin Cook bunun, “Birleşik Krallık başbakanlarını ya da Birleşik Devletlerin başkanlarını yargılayacak bir mahkeme olarak kurulmadığını” söylemişti.

RUTO DAVASI’NIN ÖNEMİ

Tüm bunlar, UCM’nin Afrika dışında herhangi bir bölgede kimseye dava açmamış olduğu gerçeğiyle birleşince, kıtadaki liderlerin hiçbirinin “hedefinde” oldukları mahkemenin tarafsız olduğuna inanmaması şaşırtıcı gelmiyor. Bunu protesto için, bazı Afrikalı liderler mahkemeden çekilmeyi açık açık tartışıyorlar – ki Namibya ayrıldı bile. Ocampo’nun yerine geçen Fatou Bensouda’nın başsavcı olarak şu anda kendisini içinde bulduğu tatsız durum böyle. Bensouda’nın Ocampo’dan kalan talihsiz mirasla da baş etmesi gerekiyor. Bu arada, en önemli davalardan – mevcut Kenya Devlet Başkan Yardımcısı William Ruto aleyhine, 2007-2008 yıllarında ülkede yapılan seçimler sonrasında ortaya çıkan şiddetin sorumlusu olma iddiasıyla açılan dava – Bensouda’yı mahkemenin acilen ihtiyaç duyduğu reformları gerçekleştirmekten alıkoyuyor. Ruto davası, öncelikle, demokratik yollardan seçilmiş bir Afrikalı lidere karşı. İkincisi, davanın alenileştirilmesi, medyanın onu derhal suçlu ilan etmesine yol açtı. Bunlar yanlış.

TOBY CADMAN KİMDİR? 

Uluslararası Ceza Hukuku uzmanı olan Toby Cadman, Londra’nın önemli avukatlarından biri. Ayrıca BM’nin Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üyeliğini de yapıyor.

Hangi kaynaklar devreye sokulacak?

ULUSLARARASI Ceza Mahkemnesi’nin (UCM) dava açarken STK’ların aldığı tanık ifadelerine dayanmayı bırakması ve bu amaç için yetkin kurum içi kaynakları devreye sokması gerekiyor. Bir taraftan bu yapılırken, Batılı fon sağlayıcılarının da vatandaşlardan aldıkları vergilerle politik konumlanmalara sahip STK’lara para dağıtırken daha dikkatli davranmaları gerekiyor ki UCM Avrupalı güçlerin jeopolitik silahı olmak yaftasından kurtulabilsin. Adalet kör olmamalı: önyargılı da olmamalı. Son olarak UCM’nin reklamını yapma arayışından vazgeçmesi gerekiyor. Nitekim, güvenilir kaynaklara dayalı olarak, sağlıklı şekilde kurbanlar lehine adalet dağıttığında zaten basında hak ettiği yeri bulacaktır. Ancak burada önemli olan şey, politikanın mahkeme üzerindeki etkisinin kırılmasıdır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir