Bu uzlaşmadan İsrail kazançlı çıkacak mı?

M.K. Bhadrakumar / ASIA TIMES (21 Aralık 2015)

DAVOS’TAKI ünlü “one minute” olayının ardından yaklaşık yedi yıl geçti. Ocak 2009’da Dünya Ekonomik Forumu çerçevesinde düzenlenen bir toplantıda Türkiye Başkakanı Recep Tayyip Erdoğan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i küçük düşürmüş ve bir anda “Arap Sokağı”- nın kahramanı olmuştu. Peki şimdi ne oldu da bu iki ülke hazırlıksız, peşrevsiz ve sessiz sedasız barışıyor?

Özetle söylemek gerekirse, bu tuhaf uzlaşmayı açıklayabilecek şey, Suriye’ye komşu olan iki ülkenin an itibarıyla çıkarlarının çakışması. İki ülke de kendisini gittikçe marjinalleşmiş hissediyor. Birleşmiş Milletler himayesinde yürütülen ve yürürlüğe girmek üzere olan barış sürecini durduramayacaklarını gören iki ülke, bu sürecin sonunda İran’ın Doğu Akdeniz’deki nüfuzunun tahkim olmasından korkuyor.

DAHA DA BETERİ VAR

Hem Türkiye hem de İsrail, Suriye Devlet Başkanı Beşar el Esad rejimini devirmeye çalışan isyancı grupları alttan alta destekledi. Fakat şu anda aşırıcı gruplar BM destekli barış sürecinden dışlanmış durumda ve önümüzdeki aylarda bu gruplar uluslararası bir operasyonla ortadan kaldırılabilir.

Buradan, Türkiye’nin Suriye sınırında hem Amerika Birleşik Devletlerinin hem de Rusya’nın örtük rızasını almış bir Kürt varlığı doğabilir. İsrail’e gelince, Golan Tepeleri civarında Suriye toprakları içinde vekil grupların kontrolünde bir tampon bölge yaratma master-planı suya düşüyor.

Pratik düzlemde, Türkiye-İsrail uzlaşmasının çimentosu, her iki tarafın da istihbarat kaynaklarını bir havuzda toplama ihtiyacı. Irak Kürdistanında köklü bir İsrail istihbaratı mevcut ve Kürt ayrılıkçılarla mücadelede Türkiye’ye faydalı girdiler sağlayabilir.

Öte yandan, Suriye’den Lübnan Hizbullahı’na giden tedarik yolları ile Irak ve Suriye genelindeki İran varlığı konusunda ise Türkiye İsrail’e değerli istihbarat sağlayabilir.

Hem Türkiye hem de İsrail, Şam’daki rejimin askeri yollarla değiştirilmesi için – Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, vb. – bölgesel müttefiklere liderlik edecek çok güçlü bir ABD müdahalesi istiyordu. Ancak Obama yönetiminin batağa saplanmamak için dikkatli olması yüzünden her iki ülke de istediğini alamamış durumda.

Daha da beteri, Washington ile Moskova’nın başlatacağı bir Suriye barış sürecinin, aşırıcı grupları zayıflatacak ve yok edecek BM öncülüğünde bir uluslararası koalisyona ve dolayısıyla da İran’ın kârlı çıkacağı bir Suriye’ye yol açabileceği korkusu iki ülkenin de hissettiği bir şey.

Stratejik bağlamda gerek Türkiye gerekse İsrail İran’ın bölgesel güç olarak sivrilmesinden derin endişe duyuyor.

Şunu çok iyi biliyorlar ki, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları kalktıktan sonra – ki muhtemelen Ocak-şubattan sonra – Tahran’ın bölge siyasetinde güçlü bir oyuncu olma kapasitesi ciddi şekilde artacak.

Nitekim Türkiye ve İsrail, Suriye’nin geleceğinde Esad’ın olmaması yolunda verilen mücadelede Suudi Arabistan’ı doğal müttefik olarak görüyorlar.

SÜNNİ-ARAP EKSENİ

Erdoğan 29 Aralık’ta Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek. Suriye Devlet Başkanı Esad’ın da önümüzdeki günlerde Tahran’a gitmesi bekleniyor. Bölge siyasetindeki fay hatları gayet ortada. Suudi Arabistan mücadelesini İsrail’le bağlantılarını saklayarak yürütüyor.

Fakat artık Türkiye, İran karşıtı siyaseti koordine edecek köprü olarak iş yapabilir. İran’a karşı Sünni-Arap ekseninin uyuyan ortağı olmak İsrail’in hayali zaten.

Hiç kuşkusuz, Türkiye-İsrail uzlaşması, ilke ya da ideolojilerin olmadığı, tamamen pragmatik bir anlaşmanın mükemmel örneği. Erdoğan’ın değişken ruh hali göz önüne alındığında bu uzlaşının ne kadar süreceği soru işareti. Fakat İsrail’le yakın ilişki, Türk seçkinlerinin sevinçle karşıladığı bir gelişme.

Tekrar söylemek gerekirse bu uzlaşı, bölge jeopolitiğinin hızla değiştiği ve yeni ittifakların oluştuğu bir dönemde, her iki ülke için de kilit bir amaca hizmet ediyor. İki ülke de ABD ile İran arasında geniş kapsamlı bir angajmanın artık an meselesi olduğunu görüyordur büyük ihtimalle.

Fakat her şeye rağmen, son altı yıldır Erdoğan’ın onca aşağılamasına ve hakaretine maruz kalmış olan İsrail için Türkiye’yle barışmak kolay yutulmayacak acı bir ilaç. Filistin davasının bir numaralı savunucusu olmakla övünen Erdoğan için ise bu, Arap Sokağı’ndaki efsane imajını zedeleyecek bir geri adım.

Haberlere bakılacak olursa Erdoğan, Hamas’a desteği çekme konusunda İsrail’e güvence veriyor. Ki bu İsrail’in kırmızı çizgisi.

ARTIK VETO YOK

Türkiye herhalde artık NATO ile İsrail arasındaki ortak projeleri veto etmeyecektir. NATO ile ortaklık hiç şüphesiz bölge gücü olarak İsrail’in stratejik seçeneklerini güçlendirecektir. Diğer taraftan Türkiye de İsrail’in ABD üzerindeki etkisinden faydalanmayı umuyor.

Burada Erdoğan kişisel olarak da kazançlı çıkabilir çünkü Amerikan medyasında kendisinin otoriter yönetimine yönelik çıkan eleştiriler azalabilir. Bu da Erdoğan için çok şey demek. Sonuçta Türkiye’yi kendisinin daha uzun yıllar iktidarda kalmasını sağlayacak bir başkanlık sistemine doğru götürüyor.

Teraziye koyduğunuz zaman bu anlaşmadan İsrail daha kazançlı çıkacaktır. Ticari açıdan da kendisine çok şeyler kazandıracak uzlaşma sayesinde İsrail, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarını Türkiye üzerinden Avrupa piyasasına satabilecektir. İsrail şu ana kadar ABD’yle olan ilişkilerine zarar vermeden Rusya’yla ilişki yürütmeyi çok ustaca başardı.

Dolayısıyla Türkiye’yle normalleşme sayesinde İsrail, büyük güçlerle ilişkilerini tehlikeye atmaksızın ana akım Ortadoğu politikasına entegre olma imkanı yakalıyor. Halbuki Erdoğan liderliğindeki Türkiye, aynı anda hem batıda hem de Rusya’da kötü bir imaja sahip olmanın sıkıntısını yaşıyor




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir