Madaya’daki ‘yürüyen iskeletler’

Brooklyn Middleton
AL ARABIYA

SINIR Tanımayan Doktorlar örgütüne göre, aylardır en hayati insani yardımların bile ulaştırılamadığı şehirde 1 Aralık’tan bu yana en az 23 insan açlıktan hayatını kaybetmiş durumda. Kurbanlardan en az altısının ise bir yaşından küçük olduğu bildiriliyor. Bu arada Birleşmiş Milletler (BM) tarafından teyit edilen veriler, 42 binin üzerinde insanın halen kentten çıkamadığını ve açlıktan ölmenin eşiğinde bulunduğunu gösteriyor ve UNICEF’e göre de bu insanların yarısı çocuk. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Rupert Colville, kentteki durumu “ölümcül” olarak niteliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün konuştuğu Muhammed adındaki bir Madaya sakini ise tanık olduğu dehşeti tanımlarken “yürüyen iskeletler” ifadesini kullanıyor: “Çocuklar hiç durmadan ağlıyorlar. Kentten çıkamayan insanların çoğu kronik hastalıklara yakalanmış durumda. Konuştuğum bazı kişiler, her gün kontrol noktalarına gittiklerini, kenti terk etmek istediklerini ama hükümet askerlerinin buna izin vermediğini söylüyorlar.”

SİSTEMATİK AÇLIK SİYASETİ

Bu, Beşar el Esad’ın suç rejiminin bir bölgeyi sistematik açlığa terk edecek şekilde kuşattığı ilk örnek değil. Bundan yaklaşık iki sene önce de dünya Esad rejiminin Yermuk mülteci kampını açlığa terk ettiğini öğrenmişti. O günden bu yana rejim, kasıtlı ve askeri stratejilerinin bir parçası olarak, zaman zaman ülkenin bazı bölgelerine hayati yardımların gitmesini engellemeye devam ediyor. Uluslararası toplum artık şunu görmeli: Esad rejimi ve destekçilerinin insani yardım transferine “olsa da olur olmasa da olur” muamelesi yapmalarına her seferinde izin vermekle ölümcül bir hata işliyorlar. Uluslararası taraflar bir yandan çatışmayı bitirmek için müzakere çabalarını sürdürürken rejimin aç bırakmayı bir silah olarak kullanmaya devam etmesi, bu tür müzakerelerin odak noktasının değişmesi gerektiğini ispatlıyor. Mesela aralarında ABD ve Rusya’nın da bulunduğu önemli uluslararası güçler arasında Suriye’deki çatışma konusunda son zamanlarda yapılan müzakerelerin sonucunda 2254 numaralı BM Güvenlik Konseyi Kararı çıktı.

MÜZAKERELER ANLAMSIZ

Gelin görün ki kararın uygulamaya konmasının hemen ardından Rus ordusu bu kararı tanımadığını gösterircesine bir hastaneyi ve bir de okulu bombaladı. Haddizatında rejimin kontrolünde bulunan bölgelere insani yardım transferini Rusya’nın kolaylaştırmasını kimse beklemiyor tabii ama bunun için Rusya’ya baskı yapılması gerekiyor. Bahsi geçen 2254 numaralı karara göre, bütün taraflar, “insani yardım kuruluşlarının Suriye’nin dört bir yanında gerekli bölgelere en kısa yollardan ve güvenli biçimde bir an önce ulaşmalarını sağlamak, ulaşılması zor ve kuşatılmış bölgeler başta olmak üzere acil insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasına izin vermek” zorunda. NOT: Bu makalenin yayımlanmasından bir gün sonra dün BM’ye ait yardım konvoyları Suriye’nin Madaya kentine ilk yardımları ulaştırdı.

BROOKLYN MIDDLETON KİMDİR?

Brooklyn Middleton, ABD’li siyaset ve güvenlik riskleri analisti. Yüksek lisansını Ortadoğu çalışmaları üzerine yaptı. Middleton’ın tez konusu, Ayetullah Humeyni’nin Filistin İslami Cihat Örgütü üstündeki etkisiydi.

ABD, Avrupa, Rusya ve Çin katliama sessiz

ABD ve BM’deki müttefikleri bir araya gelmeli ve Moskova’dan hem kendisinin 2254 numaralı karara saygı duymasını hem de hükümetin kontrolündeki bölgelerde sürdürülen kuşatmaların kaldırılması ve insani yardımların gecikmeksizin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını kolaylaştırması için Esad rejimine baskı yapmasını istemeliler. Sürekli uzun vadeli sorunlar üzerine yoğunlaşırken Suriyeli sivillerin acil ihtiyaçlarının görmezden gelinmesi bu kanlı çatışmayı bitirmez. Suriye’de seçimlerin ne zaman yapılması gerektiği konusundaki tartışmalar, gerek rejimin gerekse de isyancıların kontrolündeki bölgelerde süren kuşatmaların kaldırılmasından daha öncelikli olmamalı. Bu nokta ıskalanacak olursa başka konularda ne kadar müzakere yapılırsa yapılsın sahadaki acılar iyice kötüleşecektir.

Avrupa’nın ‘erkek göçmen’ sorunu

Valerie Hudson
POLITICO

SADECE geçtiğimiz bir sene içinde, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan gelen yaklaşık bir milyon göçmen, Avrupa devletlerine, büyük bir insani krizin yanı sıra politik ve ahlaki ikilemlere de yaşatıyor. Fakat bu krizin çok önemli bir boyutu ne yazık ki çok az fark edildi. O da göç eden kişilerin cinsiyet oranıdır. Resmi verilere göre, Avrupa’ya gelen orantısız sayıdaki göçmenlerin çoğu bekar, genç ve eşinden ayrı erkeklerden oluşuyor. Göçmenlerde tek taraflı bir cinsiyet söz konusu. Bazı hususlarda Çin’in halinden daha kötü bir durumdan söz ediyoruz. O da şudur ki gelen göçmen kitlesi Avrupa’nın mevcut yaş kuşağındaki toplumsal cinsiyet oranını köklü bir şekilde değiştirme durumudur. Amerika’nın da olduğu birçok hükümet, ne kadar sayıda bir göçmen kitlesini ülkelerine kabul edebileceklerini görüşüyorlar. Ve kabul edilecek olan göçmen kitlesindeki cinsiyet oranını da hesaba katıyorlar. Bu durum kulağa çok cinsiyetçi bir yaklaşım gibi gelebilir fakat araştırmalar erkek oranının yüksek olduğu toplumların daha az istikrarlı olduğunu göstermekte.

KADINA ŞİDDET RİSKİ

Çünkü erkekler ileri seviyede şiddet yanlısı olmaya, isyan çıkarmaya ve kadına karşı şiddet göstermeye çok müsaitler. Mesela Almanya’da, yeni yıl arefesinde resmi yetkililerce bildirilen bir rapora göre, Kuzey Afrika ve Arabistan’dan gelen erkek göçmenlerden dolayı, kadın sayısında azalma söz konusu. Henüz bu iddianın zanlısının göçmenler olup olmadığı kesinleşmemişken; bu tehlike siyasetçileri erkek ağırlık göçmen dalgasının riskleri hususunda alarma geçirmiş olmalı. Cinsiyet eşitliği, huzur ve istikrar konusunda dünya standartlarının bir hayli üstünde olan Avrupalı toplumlar niçin bu zor kazanılmış ve imrenilecek durumları tehlikeye atsınlar?

EŞLERİNİ GETİREMİYORLAR

Afganistan, Irak ve Suriye’den birçok genç erkek kendi ülkesini terk ediyor. Ki gelenlerin demografik yapısı oldukça riskli; bakıldığında birçoğu ya savaş gruplarına katılmaya zorlanmış ya da silahlı gruplar tarafından yakalanmaktansa ölmeyi tercih edenlerden oluşmakta. Bununla beraber Uluslararası Göçmen Örgütü’nün açıkladığı sonuçlara göre, geçtimiz sene boyunca İtalya ve Yunanistan’a gelen yetişkin göçmenlerin yüzde 66,62’i erkeklerden oluşmakta. Bu orantısız durum ilk başta kulağa pek tehdit edici gelmiyor fakat gelen erkeklerin kim olduklarına bakıldığında öyle olduğunu görebilirsiniz. Diğer bir gerçek de şu ki giriş yapan bu erkekler göçmenliğe kabul edilirlerse eşlerini ve çocuklarını da Avrupa’ya getirmeyi umuyorlar ve belki bu durum toplumsal cinsiyet oranını dengelemeye yardımcı olacaktır. Yine çok önemli bir husus da şu, gelen göçmenlerin yüzde yirmisi on sekiz yaşın altında. Yine Uluslararası Göçmen Örgütü’nün değerlendirmesine göre reşit olmayarak Avrupa’ya seyahat eden bu kişilerin yüzde doksanını erkekler oluşturmakta. Bu erkek ağırlıklı alt küme, özel durumlarından dolayı, refakatçisiz ve reşit olmadıkları için iltica hakkı kazanmayı garantiledi. Fakat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, “Avrupa ülkelerinin reşit olmayan göçmenler arasındaki çocuk evliliklerini yasal olarak tanıma zorunluluğu yoktur” şeklinde çıkardığı kanunla beraber; söz ettiğimiz bu kişiler eşlerini getirme için özel imtiyaz hakkına sahip değiller.

 

KİMSESİZ ÇOCUKLAR

Tüm bu figürlerin bazı özel ülkeleri nasıl etkilediğini ve endişelenmek için nasıl nedenleri olduğunu anlamak için İsveç’in durumunu inceleyelim. İsveç göçmen istatistiği konusunda özellikle şeffaf bir ülkedir. Bu oranlar birçok bakımdan Avrupa’daki eğilimleri yansıtacak bir aynadır. İsveç hükümetinin yayınladığı istatistiklere göre; 2015 Kasım ayı sonu itibariyle İsveç’e iltica hakkı için yapılan başvuruların yüzde yetmiş biri erkeklere ait. İsveç’teki mevcut göçmenlerin yüzde yirmi birden fazlası reşit olmayan kimsesiz çocuklar olarak sınıflandırıldı. Birilerinin eşliğinde gelen reşit olmayan yaş grubunda her bir kız çocuğuna yaklaşık 1.16 erkek çocuğu tekabül ediyor. Fakat refakatsiz gelen çocukların yaş grubunda her bir kız için 11.3 erkek çocuk oranı var. Diğer bir ifade ile İsveç’in durumu, Uluslar arası Göçmen Örgütü’nün değerlendirmesinde yer alan “reşit olmadan gelen göçmenlerin yüzde doksanının cinsiyeti erkektir” değerlendirmesini teyit ediyor. Gerçekten de İsveç’e 2015 senesinde her gün kıyaslama yapılırsa ortalama doksan kimsesiz erkek çocuk ve sekiz kimsesiz kız çocuk giriş yaptı. Şunu hesaba katın, İsveç’e giriş yapan bu kimsesiz çocukların yarıdan fazlası on altı veya on yedi yaşında. İsveç’teki sığınmacıların yaş grubunu veren her hangi bir tıbbi veri ya da on sekiz yaş altı sığınmacı başvuru bilgisi olmasa bile en azından iddia edilen durum bu şekilde.

VALERIE HUDSON KİMDİR?

Teksas A&M Üniversitesi’nde Siyaset Bilimleri profesörü olan Amerikalı akademisyen. Aynı zamanda yeni yayımlanmış olan “Hillary Doktrini: Cinsiyet ve Amerikan Dış Politikası” adlı kitabın da yazarlarından biri.

Kanada erkek çocukları almıyor

Bu güne kadar erkek göçmenlerin bir endişe nedeni olduğunu düşünüyor görünen bir diğer ülke de Kanada. Liberal Parti’nin başkanı Justin Trudeau, kasım ayının sonunda; 2016 senesi itibariyle yalnızca kadın, kimsesiz kız çocuklar ıve Suriyeli aileleri göçmen olarak kabul edeceklerini açıkladı. Kimsesiz erkek çocuklar ve bekar erkekler özellikle dahil edilmedi. Amerika ve Avrupa’daki göçmenlerin terör saldırılarıyla anılmasıyla beraber, Kanada’nın da korkusu terörizmdir. Terör saldırıları, büyük çoğunlukla yetişkin genç erkekler tarafından gerçekleştiriliyor. Bu erkeklerin birçoğu bekar ya da hiç çocuğu yok.

Çin ve İsveç’in cinsiyet haritaları

Gap Minder Kuruluşu’nun mucidi ve İsveçli veri grafikeri Hans Rosling de İsveç’teki cinsiyet oranındaki değişimle ilgili bir tahminde bulundu. Çin, uzun zamandan beri, dünya genelinde cinsiyet oranındaki dengesizliğin en fazla olduğu ülkedir. Çin’deki bu yaş grubunun rakamlarına göre kadın erkek oranı yaklaşık olarak her yüz kıza yüz on yedi erkek çocuk sayısı şeklinde. Ve Çin’in bu rakamları İsveç’in cinsiyet haritasının rakamlarına göre bir hayli düşük kalmakta. Çin’in oranları diğer yaş gruplarına karşı hala anormal seviyede. Fakat sosyal istikrar için genç yetişkinlerin cinsiyet oranı hepsinden çok daha önemli.


Etiket


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir