Mülteci krizinin ardındaki acıyla yüzleşebilecek mi?

ORTADOĞULU mülteciler krizinden hiç kimse Almanya’nın çektiği kadar çekmiyor. Büyük siyasi partiler konuya dair karşıt görüşlere sahip. Angela Merkel’in Hristiyan Demokrat Birliği’nin kardeş partisi olan Hristiyan Sosyal Birliği, mültecilere bir üst sınır getirilmesini, zorunlu entegrasyonu ve sınırların koruma altına alınmasını talep ediyor. Hristiyan Demokrat Birliği Avrupa’nın sınırlarının daha etkin denetim altına alınmasını ve mülteci dalgasının kaynağıyla mücadele edilmesini istiyor. Öte yandan Sosyal Demokrat Parti, panik havası yaratmamaları hususunda muhafazakârları uyarıyor ama paniğin önlenmesine dair bir çözüm de sunmuyor.

Malte Lehming
THE NATIONAL INTEREST

İçişleri Bakanı Thomas de Maizière mültecilere karşı yaygın şüpheyi kınasa da aralarındaki çürük elmaları bir an önce sınır dışı etme derdinde. Merkel, “Wir schaffen das” (Bu işin üstesinden geleceğiz) diye haykırsa da ikna edebildiği Alman sayısı günden güne azalıyor.

Tüm bu kuru gürültünün üstüne, bir de bütün partilerin, hiçbir zaman olmayacağını bildikleri Avrupalı bir çözümden geri duruyor olmaları geliyor.

‘Köln atmosferi’ tartışılıyor

İşin doğrusu, Almanya mülteci sorunuyla ilgili duruşuna Avrupa’dan hiç destek bulamıyor: Sırf 2015’te kabul ettikleri mülteci sayısı 1.1 milyon. Ortakları açık biçimde Berlin’e mesafe alıyorlar ve yılbaşı gecesi Köln şehrinde yaşanan tatsız arbede esnasında onlarca Alman’ın binlerce Kuzey Afrikalı ve Arap erkek tarafından cinsel tacize uğradığı olaylar sonrasında bu eğilim daha da açık dillendirilecektir. Şimdi Avrupa’da herkes başına gelmesini istemeyeceği bir ‘Köln atmosferi’nden bahsediyor. Almanya’daki tartışmalar hükümetin karaktersiz çizgisini dayatmak isteyenlerce daha da körükleniyor. Örneğin polis teşkilatı personel sayısının azlığından ve ağır iş yükünün altında ezildiğinden dem vuruyor. Eğitimciler Almanya’da yaşam üzerine giriş dersleri verecek yeterli sayıda eğitimci olmadığından yakınıyorlar. Kentler alarm veriyor çünkü artık mültecileri barındıracak yerleri kalmadı. Spor tesislerinin daha ne kadar süre mültecilerin barınması amacıyla kullanılacağı ve daha ne kadar mültecinin geleceği belli değil. Durum vahim: Şengen sistemi can çekişiyor. Gün geçmiyor ki bir sığınmacının evi saldırıya uğramasın. Ve otoriteler sığınmacılara dönük hakaret içeren yorumlardan dolayı internetteki forumları kapatıp duruyorlar. Mülteci öncesi dönemin konforlu ortamına yeniden dönüş artık söz konusu değil.

Mülteciler burada. Ve entegre edilmeleri gerekiyor. Ama ilerisi bir hayli puslu. Aynı zamanda sorunun oturulup aklı başında tartışılması imkansız bir hal aldı. Almanya’nın “hoş karşılama kültürü” diyebileceğimiz cepheyi temsil eden ahlaki ve politik gruplar, mültecilerle İslamcı terör arasında kurulan herhangi bir bağı sert biçimde bastırıyorlar. Özellikle de son Paris saldırılarından sonra bu iyice ayyuka çıktı.

2 saldırgan Avrupa’ya geçti

Ancak saldırılardan sonra, en az iki saldırganın mültecilerin arasına sızarak Avrupa’ya gittiği de açığa çıktı. Saldırganların sahte Suriye pasaportları kullanarak mülteci gibi davranarak geçmiş olmaları muhtemel. Alman toplumu ve emniyet teşkilatı açısından bu bir şok oldu. “Somut işaretleri” olmayan bu ihtimali “soyut tehlike” olarak adlandırıp geçiştirdiler. Bize söylenen şey, mültecilerin izlediği rotanın potansiyel teröristlere çok uzak olduğuydu.

Çok tehlikeliymiş. Böyle bir saldırıyı gerçekleştirmek için gerekli ekipmanları geçiremeyecekleri bir rotaymış. Vesaire. Oysa bugün dahi giriş yaptıktan sonra kayıt altına alınmadan Almanya’ya yaşayan binlerce mülteci var. Burada bir bastırma mı söz konusu? Şayet öylese bu Alman tarihindeki nahoş bir temayı yeniden diriltecektir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nazi Almanya’sının suçları bastırıldı. Soğuk savaş döneminde birçok insan Komünistlerin işlediği suçları kabullenmek istemedi. Almanlar yüksek sayıdaki göçmenler sayesinde ülkelerini bekleyen tehlikeyi mi gizliyorlar.

Bir kez daha bölündüler

Bugünkü mülteci politikasına şüpheyle yaklaşan kesim -mülteci yanlısı grupların “kaygılı vatandaşlar” diyerek hakaret ettikleri- parlamentoda herhangi bir parti tarafından temsil edilmeseler de giderek artan biçimde medyada ve kamuoyu yoklamalarında seslerini duyuruyorlar. Buna rağmen, Allensbach Institute tarafından yapılan bir ankete göre neredeyse Almanların yarısı mülteci kriziyle ilgili görüşlerini beyan etmekten kaçınıyorlar. Yani Almanya bir kez daha bölünmüş durumda diyebiliriz. Bir kesim İslam’ın, radikalleşmenin ve sınırsız göçün Überfremdung’undan (aşırı-yabancılaştırma) korkuyor. Bunun karşısındaki kesim ise kalbini mültecilere açmış durumda ve onların Alman toplumuna entegre olma kabiliyetlerine güveniyor.

Obama’nın İran hoşgörüsü

Dr. Majid Rafizadeh
AL ARABİYA NEWS

AMERIKA Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama İran’ın taleplerini kabul etmeye devam ederken, İran, uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal etmeyi sürdürüyor. İran Suriye’deki askeri müdahalesini yoğunlaştırırken Başkan Obama ne yaptı? İran’ı bu savaşla ilgili barış toplantısına çağırdı. İran birçok ABD vatandaşını tutukladı ama Obama, İran’a baskı yapacağına nükleer görüşmelerini sürdürdü. Daha sonra İran, Dubai’de yaşayan Amerikan vatandaşı Siamak Namazi’yi tutukladı. Obama ise, yaptırımları büyük çapta hafifleterek Tahran’la nükleer anlaşma imzalıyor. Buna rağmen, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), nükleer anlaşmayı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ederek, balistik füzeleri derhal deniyor. Obama yönetimi, kongreye, İran’daki on bir kurum ve kişiye yeni yaptırımlar uygulanacağını söylüyor. Ancak, Tahran buna, balistik füze programını hızlandıracağını söyleyerek cevap verdikten sonra, Obama, “yeni diplomatik çalışmalar” boyunca, yaptırımları “süresiz” olarak erteleniyor. Bu hafta, bir çok ülke, İran’la diplomatik ilişkilerinin seviyesini düşürür yada gerginleştirirken, küstah İranlı liderler, nükleer başlık taşıyabilecek olan füzelerin bulunduğu yeni bir yer altı füze deposu (cephanelik) hakkında övünerek açıklama yaptılar. Buna ek olarak, İran Devrim Muhafızları Ordusunun komutan yardımcısı Tuğgeneral Hüseyin Salami, İran’ın sahip olduğu füzelerin sayısı hakkında böbürlenerek bilgi verdi. Aynı zamanda, Tahran, kışkırtıcı bir tavırla, Hürmüz Boğazında (tatbikat yapan) ABD uçak gemisi Harry Truman’ın yakınına füze attı. İran tahrik etmeyi sürdürüyor ama Obama ve Batılı müttefikleri başka tarafa bakmaya devam ediyorlar.

Hep ödül var, ceza yok

Obama’nın İran’a karşı sürdürdüğü sürekli ödüllendirme ve hiç ceza vermeme politikası, karşı tarafın, saldırganlığı ve yasa dışı eylemlerinin hiçbir olumsuz sonucu olmayacağına inanmasına neden oldu. Bu saygısızlık (meydan okuma tavrı) İran’da, hem ılımlı kesim hem de radikaller tarafından benimsenmiştir.

Obama, bu nükleer anlaşmayı dış politikasının ve Ortadoğu’daki başarılarının zirvesi olarak görüyor. Bu anlaşmayı baltalayacak her hangi bir hareketten kaçınıyor. Bu yüzden, İran’a sürekli tavizler veriliyor. Bunun, ABD içinde ve bölgede, güvenlik açısından ciddi sonuçları olacaktır. Obama, İran’ın, ekonomik sebeplerden dolayı, nükleer anlaşmaya ABD’den daha fazla ihtiyacı olduğunun farkında değil. Başkan’ın, İran’a elini verenin kolunu kaptıracağını anlaması gerekiyor. İran’ı sadece ödüllendirmek arzu edilen sonucu doğurmayacaktır. Küresel güçler ve uluslararası toplumdan İran’ın cüretkârlığına karşı gerekli tepki gelmez ise, bölgesel güçler, bu ülkenin hegemonyacı heveslerini dengelemek için bir koalisyon oluşturmak zorunda kalacaklardır. Bu, küresel güçlerden ve onların birbiriyle çelişen çıkarlarından bağımsız sağlam bir bölgesel önderliğin ortaya çıkması demek olacağı için olumlu bir gelişme olacaktır. Bu, küresel güçlerin bölgeye müdahale etmekten vazgeçeceği anlamına gelmez ama muhtemelen, -bağımsız bölgesel koalisyon yüzünden- tek taraflı çıkarlara göre hareket etmek yerine siyasetlerini daha dikkatle planlamak zorunda kalabilirler.

Köln sonrası entegrasyon sorunu

BERLIN’de yılbaşı gecesi Almanya’nın Köln kentinde ana tren istasyonunun önündeki meydanda toplanan yüzlerce erkek oradan gelip geçen onlarca kadına tacizde bulundu ve paralarını gasp etti. Hafta sonuna gelindiğinde, 120’si cinsel tacizle ilgili olmak üzere polise 170 şikâyet başvurusu yapıldı.

Aslında saldırılar Almanya’nın en büyük dördüncü kentinin göbeğinde yaşanmıştı. Buna rağmen olay ulusal medyada ancak günler sonra haberleştirildi. Daha da ilginci, polis bu saldırılarla ilgili pek bir şey bilmiyor gibiydi. Kimse gözaltına alınmış değildi ve yetkililere göre şüphelilerin belirlenmesinde çevredeki güvenlik kameraları da çok işe yaramamıştı. Köln Emniyet Müdürü olaydan bir hafta sonra cuma günü görevden alındı.

Polis şu ana kadar 31 şüphelinin kimliğini belirlemiş durumda. Aralarında Almanların da bulunduğu şüphelilerden biri Sırp, hatta biri de Amerikalı. 18 şüpheli ise Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan iltica talebiyle ülkeye gelen kimseler. Birçok Alman zaten bundan şüpheleniyordu. Görgü tanıklarının ifadesine göre, meydanda toplanan kalabalık genellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu kökenli kişilerden oluşuyordu.

Sonuçta onlar da Almanya’nın son bir yıl içinde kabul ettiği bir milyon sığınmacılardandı.

Yolunu şaşırmış hoşgörü örneği

Hamburg’da yaşanan benzer olaylarla birlikte Köln’deki bu saldırılar Almanya’nın kritik günlerden geçtiği bir döneme rastladı. Şu anda içine girilen ortam Almanya’nın nereye gittiği konusunda zor sorular doğuruyor. Bu sorular, sadece ülkenin daha fazla sığınmacıyı kucaklayıp kucaklamayacağıyla değil, aynı zamanda şu ana kadar aldığı mültecilerin entegrasyonuna ne kadar açık olduğuyla da ilgili. Almanya’nın yakın tarihinde hiçbir olay Köln saldırıları kadar kamuoyunu meşgul etmemişti. Saldırıların duyulduğu andan itibaren, henüz ortada somut hiçbir veri yokken bile yorumcular olaya ilişkin çıkarımlar yapıyordu.

Almanya’daki ünlü feministlerden biri olan Alice Schwarzer, Salı günü kişisel blog sayfasında, olayların “yolunu şaşırmış bir hoşgörü anlayışının ürünü” olduğunu yazdı. Aşırı sağcı parti Alternative für Deutschland lideri Frauke Petry ise yaşanan şeyin “denetimsiz göçün sonucu” olduğunu söyledi.

Önümüzdeki eyalet seçimlerinde Rhineland-Palatinate’de Hristiyan Demokratlar adına yarışacak en önemli isimlerden biri olan Julia Klöckner ise, iltica başvurusunda bulunanlar da dahil olmak üzere suça karışan yabancıların sınırdışı edilip edilmemesinin “açıkça tartışılması gerektiğini” savundu. Bu teklif her ne kadar temkinli bir tonda olsa da Şansölye Angela Merkel tarafından da desteklendi. Fakat bu arada ülkede zaten böyle bir yasal düzenlemenin var olduğunu da hatırlatmak gerekiyor.

Serinkanlı tartışma gerekli

Evet, sağcılar bu saldırıları sığınmacılara karşı kullanmakta gecikmedi. Sol ise sığınmacıların suçlanmasına karşı çıktı. Koalisyon ortağı Sosyal Demokratlardan Almanya Adalet Bakanı olan Heiko Maas, Salı günü yaptığı açıklamada, her ne kadar bu yönde bir bağlantı henüz tespit edilememiş olsa da, saldırıların arkasında “bir suç örgütünün” olduğunu söyledi. Bu arada Maas daha sonraki konuşmalarında, saldırılara karıştığı belirlenen yabancıların sınırdışı edilebileceğini ifade etti.

Bir başka deyişle, Almanya’nın kabul ettiği sığınmacı nüfusunun ülkeye etkileri konusunda tam da serinkanlı bir tartışmaya ihtiyaç duyulduğu bir süreçte herkes sandalye kapmaca oyununa tutuşmuş durumda: Ortada kalmaktan korkan herkes sağ ya da sol cenahta kendisine yer kapmaya çalışıyor.

Eğer Almanya, kendi seküler, liberal yasaları ve kültürü ile bazı sığınmacıların kendileriyle birlikte getirdikleri ataerkil ve dinsel muhafazakar dünya görüşü arasındaki gerilimi çözemezse entegrasyonda başarıya ulaşılamaz. Aşırı sağın ekmeğine yağ sürme endişesi

 ANNA SAUERBREY KİMDİR?

Anna Sauerbrey, Der Tagesspiegel gazetesinin yorum sayfası editörü ve yazarı.


Etiket


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir