Putin tam olarak nelerin peşinde

Emmanuel KARAGIANNIS/AL JAZEERA

GEÇEN hafta Moskova’nın Suriye’ye müdahalesi, her ne kadar klasik büyük güç siyasetinden esinlenmiş olsa da düşürülen uçağın pilotunun öldürülmesi iç faktörleri de denkleme dahil etti. Büyük resimden başlayacak olursak, Moskova Suriye’deki askeri faaliyetlerini önemli oranda artırdı. Rus özel kuvvetleri ilk defa Suriye devlet güçlerinin yanında savaşmaya başladılar. Bu hamle, Putin’in Ortadoğu’da giriştiği riskli bir macera olarak görülebilirdi belki ama mesele bir liderin kişisel heveslerinden öte. Bu, Rusya’nın bölgedeki yeni proaktif dış politikasını teyit eden bir hamle. Bazı analistler, iki ülkenin orduları arasındaki ilişkileri, Rusya’nın Tartus’daki deniz üssünü ve Rus silahlarının Suriye’ye satışını, Moskova’nın Esad rejimine olan inatçı desteğini açıklayan muhtemel faktörler olarak değerlendiriyorlar. Bu faktörler, her ne kadar belli oranda rol oynasalar da, tek başına Suriye’ye Rus müdahalesi bilmecesini açıklamaya yetmiyorlar.

SIRBİSTAN ÖRNEĞİ

Rus dış politikası, SSCB’nin Birleşik Devletler’e karşı Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki vekalet rejimlerini desteklediği o eski Soğuk Savaş günlerine geri döndü. 1990’lar boyunca, Kremlin Sırbistan’daki Rus yanlısı Slobodan Miloseviç rejimine destek vermekten acizdi. NATO’nun 1995’te Bosnalı Sırpları bombalamasına engel olamadı ve yine dört yıl sonra Kosova’nın kaderi belirlenirken, NATO’nun Sırbistan’a saldırmasına karşı koyamadı. Bu eylemsizlik hali, Rusya’nın zayıflamasının bir işareti olarak yorumlandı ve bunun üzerine eski Sovyet cumhuriyetlerinden Ukrayna ve Gürcistan NATO üyeliğine başvurdular. Ne de olsa, bir gücün büyüklüğü “dostlarını ve müttfekiklerini” savunma kapasitesiyle ölçülür ve Rusya bunu yapabilecek gibi görünmüyordu. Rus askerlerinin Suriye’ye gönderilmesi, Ortadoğu’da yeni ve büyük bir iktidar savaşları çağının başlangıcına delalet ediyor. Rusya’nın ne pahasına olursa olsun, Esad rejimini korumaya hazı olduğu anlaşılıyor. Suriye’de şimdi masada olan şey, Rusya’nın orta dış (srednee zarubezh’e) denen bölgelerde- yani Ortadoğu ve Balkanlarda- güç gösterisinde bulunan büyük güç olma statüsüdür. Ve en kötü senaryoda bile, Moskova Esad’ın Hıristiyan ve Şii Müslüman azınlıkları da içine alan bir Kızıl Alevistan kurmasına her türlü yardımcı olabilir.

● Moskova ile Ankara arasındaki ilişkiler son 20 yılın el alt seviyesinde.
● İki ülke de ödün vermeyecek gibi.

ORTADOĞU’YA DÖNÜŞ

Böylesi küçük bir devlet, nihayetinde Doğu Akdeniz’deki Somaliland’ın bir muadili haline gelebilir: kaotik cihatçılık denizinin ortasında bir istikrar adası. Başka bir deyişle, Rusya Ortadoğu’ya temelli dönüş yaptı. Bu bağlamda, Moskova ve Ankara’nın Suriye’ye dair rekabet halindeki vizyonları çarpıştı diyebiliriz. Türk hükümeti Suriye’deki savaşa tamamen farklı bir yaklaşım sergiledi. Rus ve İran yanlısı Esad rejimine karşı silahlı Suriye muhalefetini deskledi. Bunun dışında, Ankara Suriyeli Türkmenleri hem hükümet güçlerine hem de Kürt isyancılara karşı bir taşeron ordu gibi kullandı. Kremlin tüm bu olup bitenden haberdardı ancak bu farklı önceliklerin Türkiye ile gelişmekte olan karşılıklı ilişkileri etkilemeyeceğini umuyordu. Ancak Türklerin Rusya’ya karşı bu son hamlesi, oyunu değiştirme potansiyeline sahip. İşte tam da bu noktada devreye iç politika giriyor. Putin, Rusya’nın askeri modernizasyon programına önemli finansal yatırımlarda bulundu. Kırım’ın kan dökülmeden alınması, ülkenin yeni askeri kabiliyetlerini gösterdi. Ancak Rus Su-34’ünün bir NATO ülkesi tarafından düşürülmesi, bir dış politika aracı olarak, orduya olan güveni sarsabilir.

EN GÜVENLİ SEÇENEK

Daha da önemlisi, Putin’in Rusya’nın büyük bir uluslararası güç olarak oyuna dönüşünü temsil eden güçlü lider imajına ciddi zarar verebilir. Bu yüzden, Kremlin Ankara’ya karşı sert bir politika izlemeye mecbur. Rus tarafı için ekonomik yaptırımlar en güvenli seçenek, ancak bunu yeni yaptırımlar da takip edebilir. Mesela, Moskova Kürtlere silah yardımında bulunabilir. Putin’in bir Türk hükümetini “teröristlerin işbirlikçisi” olarak yaftalaması tesadüf falan değil. IŞİD’in yaptığı zulümlerin ve Rus Müslümanların Suriye savaşına katılımlarının, her geçen gün daha İslamofobik bir karakter alan Rus milliyetçiliğini nasıl beslediğinin o da gayet tabi farkında. Türkiye, Çeçenler ve Kırım Tatarları gibi Müslüman azınlıklarla inatçı ilişkisini uzun süredir devam ettiriyor. Putin’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeyi reddetmesi, Rus-Türk ilişkilerinin nihai normalleşmesi öncesinde bir pazarlık taktiği olarak yorumlanabilir. Bu, aynı zamanda karşılıklı ilişkilerde onarılamayacak kadar kalıcı bir hasar anlamına da gelebilir, çünkü Rus kamuoyu gerginliğin kısa sürede düşürülmesini, Türkiye gibi ikinci sınıf bir güç karşısında alınan aşağılayıcı bir mağlubiyet olarak görecektir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir