‘Putin’in yeri ne kadar sağlamsa Erdoğan’ınki de o kadar sağlam’

Ivan Krastev
BLOOMBERG

Kendi adına Türkiye, Rusya’nın Ortadoğu’daki faaliyetlerine karşı itirazını ‘açıkça’ seslendiren tek ülke oldu.

RUSYA Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış politikada bir sonraki adımının ne olacağı eskiden beri çok hararetli bir tahmin alanı. Bu konuda en garantili tahmin ise şu: Putin, ABD yaptığında karşı çıktığı şeylerin aynısını kendisi yapar. Bundan dolayı Rusya’nın rejim değişikliği konusunda söyleyeceklerine özellikle Türkiye’nin kulak kabartması gerekiyor. ABD’nin Suriye’deki hava operasyonlarının en ateşli muhaliflerinden olan Putin çok geçmeden Devlet Başkanı Beşar Esad’a destek için kendi bombardıman operasyonlarına start verdi. Rejim değişikliği tanımlamasının bir süredir Kremlin sözlüğündeki en kirli başlıklardan biri olduğu da düşünüldüğünde Putin’in yakınlarda bağları kopardığı Türkiye konusunda neler yapacağını dikkatle izlemek gerekiyor. Aslında Rusya ile Türkiye Suriye krizinde hep karşı taraflarda yer aldılar. Fakat Kasım ayında Türkiye’nin bir Rus jetini düşürmesine kadar bu anlaşmazlığı yönetmeyi bir şekilde başarmışlardı. Hatta son yıllarda Putin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın stratejik ortağı ve dostuydu. Öyle ki Türkiye, Moskova’nın Kırım’ı ilhakının ardından Rusya’ya getirilen yaptırımları uygulamayı reddeden tek NATO ülkesiydi. Putin, Ukrayna’dan dolayı Avrupa Birliği tarafından dışlanınca doğalgaz diplomasisinin kalbine Türkiye’yi yerleştirmişti. Hatta Erdoğan şu sıralar, 24 Kasım’da Türk hava sahasını sadece birkaç saniyeliğine ihlal eden bir Rus jetinin düşürülmesinin pek parlak bir fikir olmadığını düşünmeye başlamış olabilir. Fakat yaklaşık iki ayın ardından bugün işin en anlaşılmaz yanı, Türkiye’nin hatalı kararı değil, Rusya’nın tansiyonu düşürmeye yanaşmamasıdır.

Demirtaş’ın Rusya ziyareti

Putin, Belarus ve Kazakistan gibi müttefiklerinden gelen baskıyı göz ardı ediyor ve Erdoğan iktidarda olduğu sürece Türkiye’yle ilişkilerin normalleşmesini istemediğini gösteriyor. Gerçekten Rusya’nın bu konuda Türkiye’ye gösterdiği tepki de yine ABD’nin Rusya’nın Ukrayna’daki müdahalesine verdiği tepkiye çok benziyor. İlk önce ekonomik yaptırımları devreye soktu. Ardından medya aracılığıyla oğlu Bilal’e yönelik iddialar da dahil olmak üzere Erdoğan’ın yakın çevresine saldırdı ve bu çevreyi İslam Devleti’yle petrol ticareti yapmakla suçladı. Düşmanlığın doruğa çıktığı adım ise Rusya’nın Türkiye’deki Kürtlerin partisi olan HDP’nin lideri Selahattin Demirtaş’ı Moskova’ya davet etmesiydi. Demirtaş 2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarının – ki bu da aslında Putin’in nefret ettiği türden bir “renkli devrim” hareketiydi – ardından popüler oldu. HDP’nin Haziran ayındaki seçimlerde oyunu ikiye katlaması yüzünden iktidar partisi meclisteki çoğunluğunu yitirmişti. Erdoğan geçen ay Demirtaş’ı ihanetle suçladı, Kürtlerin yoğun olduğu doğu illerinde sürdürülen kirli çatışmaya dahil olduğunu söyledi. Dolayısıyla aslında Putin, tıpkı Batılı devletlerin Rusya’nın Çeçenistan savaşları sırasında yaptığını düşündüğünü yaparak, Türkiye’deki iç savaşta tarafını belli etmiş oldu.

Temsili bir intikam mı?

Bu, bir tarafıyla temsili bir intikam: Putin, Rus pilotu öldürmenin bedelini Türkiye’ye ödettiğini Ruslara göstermek istiyor. Fakat dahası da var. Batı’nın kabul edebileceği bir İslamcılığı destekleyen nüfuzlu ve iddialı bir Türkiye, Moskova’nın Ortadoğu’daki hedeflerinin önünde duran en büyük engellerden biri. Rusya’nın bölgede hedeflediği şey, sadece Esad’ı ayakta tutmak değil, aynı zamanda Batı’yı şu iki şeyden birini seçmeye zorlamak: Ya Rusya’nın birlikte çalışmak istediği seküler diktatörler ya da halk iradesinin dilini konuşan İslamcılar. İşte Moskova, Erdoğan’ın Batı’yı Suriye de dahil olmak üzere bölgede “ılımlı” İslamcılarla ortaklığa ikna edebileceğinden korkuyor. Rusya’ya göre, Batı’nın Arap Baharı’na desteğinin arkasında Türk modeli denen şeye olan inanç yatıyordu. ABD’nin Rusya’ya karşı yaptırım politikasına gelince, Putin herhalde kendisine yakın bir zamanda Erdoğan’ı devirme gibi bir hedef belirlemiş değildir. Sonuçta öngörülebilir gelecek için Putin’in koltuğu ne kadar sağlamsa Türkiye’nin güçlü adamınınki de o kadar sağlam. Bununla birlikte, tıpkı ABD’nin bu tür durumlarda yaptığı gibi, Putin de uzun vadede Türkiye ekonomisini ve siyaseten Erdoğan’ı baltalamak için mevzilenmiş görünüyor. Şimdi soru şu: Acaba ABD ve müttefikleri bundan ders çıkararak kendi yöntemlerini düzeltirler mi? Yoksa Türkiye’deki gittikçe otoriterleşen ‘‘İslamcı yönetimden’’ uzaklaşıp Rusya’nın yanında mı yer alırlar?

Mısır’a karşı özel ilgi

Moskova büyük ihtimalle Müslüman Kardeşler’in iktidardan indirilmesinden beri, bölgesel bir ortak olarak özel niyetler beslediği Mısır’la olan bağlarını da yeniden güçlendirmeye çalışacaktır. Mısır’la ilişkiler Rus yolcu uçağının Sina Yarımadası üzerinde bombayla düşürülmesinden sonra soğumuştu. Moskova ve Kahire uçağın düşüş nedeni üzerinde anlaşamadıkları için—Mısır terör saldırısı olmadığında ısrar ediyordu—Moskova tek taraflı olarak ülkeye olan turistik uçuşları durdurdu ve hızla gelişmekte olan ekonomik ve askeri ortaklığı kesti. Yine de Mısır Rusya’nın radar ekranında hâlâ önemli bir bölgesel oyuncu olarak duruyor.

IVAN KRASTEV KİMDİR?

Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki Liberal Stratejiler Merkezi’nin başkanı. Krastev ayrıca Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin de kurucu üyesidir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir