‘Türkiye 180 derece dönmeli’

Fadi Hakura CHATHAM HOUSE

IRAK Şam İslam Devleti (IŞİD) militanları Türkiye’de bir dizi büyük şiddet eylemi gerçekleştirdi. Ekim 2015’te Ankara’da yapılan ve yaklaşık 100 Kürt yanlısı ve sol eylemcinin hayatını kaybettiği saldırı da bunlar arasında.

Fakat İstanbul’daki saldırı, Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin yayınladığı bir rapora göre, Türk ekonomisinin yüzde 12’sini oluşturan turizm sektörünün kalbini hedef alması açısından diğerlerinden çok farklı. Nitekim hükümet, bu olayın zaten durağan seyreden ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz yansımalarını en aza indirebilmek için gerekli tedbirleri hızla devreye sokuyor.

Türkiye IŞİD’i net ve yakın tehlike olarak görüyor, radikal İslamcılara karşı güvenlik tedbirlerini devreye sokuyor ancak Türkiye’nin istikrarına yönelen tek tehdit onlar değil. Türkiye yaklaşık 2,5 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Ayrıca Suriye ile on binlerce İslamcı savaşçının da yakınlarında mevzilendiği 910 kilometrelik bir sınırı var. Öte yandan ülke Ortadoğu’da neredeyse tamamen yalnız kalmış durumda ve ordusu Güneydoğu’da PKK ile bir şehir savaşı yürütüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin gittikçe artan sorunlarından hükümet politikalarını değil, yabancıları sorumlu tutma eğiliminde. Ona göre IŞİD’in varlığının nedeni Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve Washington yönetiminin Suriye’de hiçbir şeye müdahale etmemesi. Türkiye’deki Kürt sorununu ise sadece PKK militanlarına indirgiyor. Hatta Erdoğan, Türkiye’nin içerideki ve dışarıdaki çıkmazlarından soyut ‘faiz lobisi’ ve ne olduğu belli olmayan ‘yüksek akıl’ın sorumlu olduğunu iddia etmeye kadar vardırdı işi.

Tampon bölge arayışı reddediliyor

Fakat Türkiye’nin bugünkü nazik vaziyetinin açıklanmasında komplo teorilerinin işe yarayacağını söylemek zor. Geleneksel olarak dengeli, müdahale karşıtı, esnek ve Batı yanlısı bir dış politika yerine daha çok ideolojinin yön verdiği bir dış politikaya kayış yüzünden bu stratejik ülke bugün bölgeyi paramparça eden siyasal çatlak ve mezhepçi hiziplerin göbeğine sürüklendi. Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri koparması, İran ve Irak’taki merkezi yönetime güvenmemesi ve ABD ve Avrupalı ortaklarıyla gel-gitli ilişkiler içinde olması şunu doğuruyor: İstikrarsız Ortadoğu’da mesela İran ve Suudi Arabistan gibi taraflar arasında yaşanan çatışmalarda Türkiye artık bir barış köprüsü değil. 2007 ve 2008 yıllarında İsrail’in Türkiye’nin arabuluculuğunda büyük bir memnuniyetle Suriye’yle görüşmeler yürüttüğünü ve 2010’da ise İran’ın, düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumunu Türkiye’ye emanet edecek kadar bu ülkeye güvendiğini düşünmek inanılmaz bir değişimin yaşandığını gösteriyor. Erdoğan’ın, Suriye’nin kuzeyindeki otonom Kürt varlığının genişlemesinin önüne geçebilmek ve Esad’ın devrilmesini hızlandırabilmek için sınırın Suriye tarafında bir tampon bölge oluşturulması yönündeki talebi ABD tarafından kesin bir dille reddediliyor ve bu hiç sürpriz değil. Aynı şekilde ABD ordusunun IŞİD’e karşı PKK’nın Suriye’deki kolu YPG ile işbirliği konusunda Türkiye’nin itirazları da ABD yönetimi tarafından göz ardı ediliyor. İçeride ise Erdoğan, görevde bulunduğu ilk beş yıl sürdürdüğü kucaklayıcı, reformcu ve AB yanlısı politikalardan vazgeçiyor. Türk milliyetçiliğine ve dinsel popülizme başvurması Kürtler ile Türkler arasındaki zaten yüksek olan tansiyonu iyice tırmandırıyor, ayrıca toplumun muhafazakar ve seküler katmanları arasındaki kutuplaşmayı da artırıyor.

*FADİ HAKURA KİMDİR

İngiliz hukukçu ve yazar… AB-Türkiye ilişkileri uzmanı bir isim. AB Genişleme ve AB Ülkeleri Akdeniz İnisiyatifi gibi oluşumlarda etkin roller aldı. Avrupa’nın önemli gazetelerine yazılar yazıyor. Düşünce kuruluşlarına rapor hazırlıyor




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir